Yazmak ‘out’ !

Felsefe yapma!

Bazen durmadan yazmak istiyorum.

Çünkü yazmak öfkeyi durduruyor ve zaman zaman da insanın yaşamaya devam etmesini sağlıyor.

Fakat bu dünya da yazmak çok zor olduğu kadar da tehlikeli de.

İnsanoğlu her gün yeni bir duygu ya da düşünce ile savaşıyor.Tüm bunları yazacak olsa ve bir de altına kendi imzamızı atacak olsa geri dönüşler hiç de insanın lehine olmayacaktır.

Mesela en basit geri dönüşler patronunuzdan ya da ailenizden olacaktır ve bu dönüşler sonucu bir takım sorunlar oluşacaktır. Hakkınızda ön yargılar oluşacak ve direkt elemine edileceksiniz.

Patronunuz size karşı temkinli yaklaşırken aileniz sizi anlamadığı gibi sorgulamaya başlayacaktır.Hatta ve hatta ”bu benim çocuğum olamaz” bile diyecektir.Alternatif iş aramalarınız da ise aday havuzuna giremeyeceğiniz gibi bulunduklarınızdan bile atılacaksınız. Kısacası İnsanoğlu (istisnalar hariç) imaj peşinde olduğundan olmadığı biri gibi davranmaya devam edecektir hem de hiç huzursuzlanmadan….

Yazmamalı!Out zaten! (Neyse ki bu Blog da yazmak tehlikeli değil çünkü hiç kimse okumuyor:) )

Düşüncelerimi yazmak için aslında bir bloğa ihtiyacım da yok fakat yalnız bir insan olarak bazen birilerine sesini duyurmak istiyor insan.Belki yalnızlık duygusunu giderdiğindendir ya da senin benim gibi olanlarla sessiz ve bilinmeyen bir anlaşma içinde olmak içindir burada yazmave yayınlama çabası.

Belki de sadece bilinçaltında yatan egomdur!

”Bloğu sayesinde yalnız ve işe yaramaz amatör yazar’Chet’ bir gün önemli bir dergiden yazmak için teklif alır ve hayatı değişir…” gibi konulu filmler de işlemiş olabilir bilinçaltıma:)

Bilemiyorum! Velhasıl yazıyorum işte. Çünkü senin gibi hisseden birilerine ulaşabilmek benim gibiler için büyük bir avuntu !

Sanırım bugün yazmak istediğim şey de aslında ‘yalnızlık, yazmak, çıplaklık,tehlike’ gibi kelimeler ile özetlenebilir. Aslında nerden nasıl başlayacağımı bilmiyorum.Kelimelerimi seçmekte zorlanıyorum çünkü her ne kadar kimse okumasa da bir gün kimliğim ifşa edilirse zorluklar yaşayabilirim diye tahmin ediyorum.(bkz.imaj kaygısı artı bir de ödleklik hakim bende de)

Siz bunu ister paranoya olarak adlandırın ister kendini koruma ama ‘söz uçar yazı kalır’ diye boşuna dememişler.

Başlıyorum: Şimdi mesela ben son yıllar da kendimi çok yalnız hissediyorum ve yüzeysel ilişkilerden çok dertliyim.Insanların birbirleri ile çıkar ilişkisi doğrultusunda yaşadıklarını gördüm ve deneyimledim.
Gerçek sevgi, dayanışma, fedakarlık gibi değerler neredeyse yok olmuş! Benim gibi bir de böyle konulara deginiyorsanız cok sıkıcısınız….

O yüzden Insanlarla değil de Kalem, Bilgisayar vb. şeylerle konuşmayı tercih ediyor bu tür insanlar.Çünkü böylesi daha az acıtıcı ve ağrısız bir baş.
Evet Insanlar bir yaşam telaşıdır gidiyorlar fakat sevdiklerinize ayıramadığınız zamanları bir gün kazandığınız para ile satın alabilecekmisiniz merak ediyorum… mümkünmüdür? Şimdilerde böyle şeyler üzerine konuşmak ‘out’ olduğu kadar, insanları kaçıran konulardan biridir de.

Hollywood tarihin de Sarımsak bile  vampirleri kaçıramamışken günümüzde sıkıcı insan olmak insanları kaçırmaya yetiyor! (bkz.Hollywood filmleri böyle şeylerden bahsetmez!)
Yani sizin anlayacağınız kelimeleri seçmeden konuşmak mümkün olmadığı gibi insanı yalnızlaştırıyorda (hem kendi içinde hem de toplumsal yaşantıda).

Bırakın kendiniz hakkında konuşmayı politik konular üzerine bile konuşamayan bir millet olduk.

Ne de olsa sanal ortamlar bu anlamda insanların aleyhine kullanılmakta.O yüzden de twitter, facebook gibi sayfalar da gerzekçe fikirler dolandırmakla tatmin olmaya çalışıyoruz.
Çünkü düşünen insan tehlikelidir ve bir de  istenilmediği gibi yazanını ise hiç istememekteler….
Hadi Polıtıkacıları, Başbakanı anladım adamlar şeriyat sistemini getirmek istiyorlar fakat politika dışındaki insan olmaya dair konularda düşünmeyi ignore etmeyi anlayamadım gitti.Yazık halimize!
İşte yazma kabızlıklarımız da bundan olsa gerek.Çünkü çok değişik ve ‘IN’ Konular hakkında yazmayan ve Kafkanın böceği gibi hisseden insanlar bu dünya da gereksiz ve zayıf olarak adlandırılmaktalar.

Neyse ki bu kategori de yer alan insanlar bunu biliyorlar ve  kendi kendileri yiyip tüketmeyi tercih ediyorlar.
Kısacası bu dünyaya ayak uydurmak zorundasınız! Aksi takdirde yalnızlaşır ve bir de tehlikeli sularda yüzersiniz!
Ben diyim size:)

Reklamlar

Türk Yöneticileri ve Yönetimi

handshake-36806_640

Son günlerde hatta yıllar da Türkiye de yaşanan olayları göz önüne alacak olursak aslında benim bu yazıyı hiç yazmamam gerekiyor.

Maazallah Ergenekon, Balyoz gibi davaların içine düşüverirsiniz ya da suçsuz yere yargılanır ve Terörist oluverirsiniz.O yüzden şaka niyetine bile sözlediklerinize dikkat etmeniz gereken bir dönem de yaşıyoruz! Aksi takdirde sonunuz ucundan kıyısından hiç bir alakanız bile olmasa Pınar Selek, Aslı Erdoğan ve hapisanede bulunan nice Gazetecilerimiz,Paşalar gibi son bulabilir.

Benim tüm bu yıllardan çıkardığım sonuç şudur ki bu ülke de artık ne söylediğinize dikkat etmeniz gerek.Ne yaptığınıza, nasıl çalıştığınıza ise aynı şekilde dikkat etmelisiniz.

Aksi takdir de hayatınız birden tepetaklak oluverir.

Bu kontrol mekanizması veyahut insanları baskı altına alma dürtüsümü bilmiyorum ama ülkemiz de güç sahipleri insanları kontrol altına almak ve kendi fikirleri çerçevesinde tutabilmek için stratejik bir yöntem uygulamaktadırlar.

Korkutma, baskı, psikolojik taciz ve ve ve….
Bu yöntemin ise Ülkemizin her yerinde her alanında vuku bulduğunu görmek için etrafınıza bakmanız ise yeterlidir.

Mesela bununla ilgili size bir örnek vermek istiyorum.Biliyorsunuz ki bir çok iş yerinde güvenlik kameraları mevcuttur ve gereklidir de.Fakat biz yani zeki Türk insanı bunu çok farklı amaçlar için kullanmaktayız.Amaçları açıklamadan önce bunun nedenini açıklamak istiyorum.

Türk yöneticilerinin egosu öylesine kabarık ki bir şeyler başarmış insanlar ancak bu milletin baskı ve korku ile iş yapacağını düşündükleri için çalışanların korku ve psikolojik şiddet uygulamaktadır.Tabii ki disiplin konusunda pek gelişmiş sayılmayız.Fakat bu öğrenilebilen bir şeydir.Özellikle direkt ve net kurallar ve prosedürler bunu sağlayabilir.Ama Türk yöneticilerini modern yöntemlere ikna etmek oldukça zordur.

Şimdi size vereceğim örnek ne demek istediğimi daha iyi anlamanızı sağlacaktır.

Türkiye de ünlü bir Holdingin ortaklarından ve önemli bir Soyadını taşıyan bir kişi bir kaç yıl önce bir firma kurar ve Gazeteler de de yeni kurduğu firma ve konsepti ile ilgili açıklamalar da bulunur.Bu kişinin mensup olduğu Holding ismini duyan bir çoğumuz onların bünyesinde çalışmak isteyebilir.
Çünkü kurumsaldır yani çalışan hakları gözetilir, iyi ücretlendirme söz konusudur en önemlisi de insana değer verilir. Fakat gerçek ise bu beklentiden, düşünceden çok farklıdır.

Boşuna içi seni, dışı beni yakar dememişlerdir.

Şimdi bu önemli şahıs yeni açtığı firma da çalışanlarını kamera üzerinden sürekli izlemektedir ve gün içinde Müdürlerine kendisi direkt telefon açıp bunu neden niye yaptın demektedir.Tıpkı BBG evi zihniyeti mevcuttur.Tabii çalışanlar böylece demotive olurlar.Bununla da kalmaz çalışan da çeşitli duyguların çözülmesine neden olup en uç noktalara kadar mesela psikolojik bunalımlara kadar varabiliyor böylesi bir uygulamanın yarattığı etki.İşte bu kadar değersizsiniz Türk işverenleri içim!Düşünsenize sürekli izlendiğinizi bilmek ne kadar paranoyakça bir duygu.Insana bunu bilmek hiç de sağlıklı sonuçlar doğurmayacağı gayet açık ortadadır.
Böylesine bir uygulama çalışan kişi için korkunç olduğu kadar iş etiği çerçevesinde yasaktır da.Fakat sanırım bunun yasak olduğunu bu zat bilmemektedir ya da biliyor da sahip olduğu güce güvenmektedir.Nasıl olsa hiç bir çalışan kendisini şikayet edemez.Çünkü ozaman işinden olur ve işinden olduğu gibi başka yerler de iş bulması bile engellenebilir.O yüzden çalışan kişi CEO’sunun bu yaptığına göz yummak hatta kabul etmek durumunda kalır.
Benim bildiğim bir CEO,CFO ya da COO başarıyı ya da başarısızlığın nedenini çalışanların da aramaz.
Bir CEO,CFO ya da COO Önce yöntemlerini sorgular ve sonra bağımlı ve bağımsız değişkenler doğrultusunda analizler yaptırır.Bağımlı değişkeniniz (ciro, başarı vs vs vs) ve Bağımsız değişkenleriniz (piyasa, dış etkenler, fiyat, tüketici özellikleri, çalışanlar vs vs vs) arasında önemli bir etki ispatlanabilirse ve ispatlardan biri çalışan gücünün etkisi ise ancak ozaman değişimler ya da personel görüşmeleri yapılarak durum iyileştirilmeye çalışılır.Fakat baştan hiç bir parametre olmadan çalışanlarını herşeyden sorumlu tutan firmalar sürekli çalışan değişimine,dalgalanmasına maruz kalır ve sabit bir başarıyı yakalayamaz.
Baskı ve korku tabanlı bir yöntem her zaman çalışanlardan maksimum fayda sağlamayı engelleyecektir.
Bakınız çevrenizde çalışan insanlara ve yaşadıklarına!
Bunu sayılarla ispatlamak ise hiç de zor değil.
Böylesi baskı ve insanlık dışı uygulamalar şimdi ki Türkiyeye başarı getirebilir yani ekonomik anlamda ama bir firmanın yıllarca ayakta kalmasını sağlayamaz.Hatta Türkiye de eğitim alıp yurt dışı tecrübeleri edinen kişiler sayesinde bu şartların değişmesi hızlandırılabilir ama bunun için de ya idealist olmak gerek ya da kollektif bilince sahip olmak gerek.
Yabancı firmalar ise Türkiyeye yatırım yapıp iş gücü sağlamaktadırlar ve aslında çalışma ortamlarının iyileştirilmesi anlamında önemli olabilirler ama maalesef bu da mümkün değildir.Çünkü bu firmalar çok kısa süre içinde türkleşmektedirler ve bunun ile ilgili size şahit olduğum bir hikayeyi anlatmak istiyorum.

Retail sektörün de lider olan Avrupa kökenli bir Holding Türkiye piyasasına girmek ister.Bunun için önemli bir ekip gönderirler Türkiyeye.Bu Ekibin başında ise kurulacak olan firmanın CFO’su vardır.Kendisine burada Hans diyeceğim.
Neyse Hans bir hevesle ve heycan ile Türkiye de kurmaya başladıkları firmaları için yine başarılı bir Türk CEO’sunu getirir.Şirketi kurma esnasında çeşitli sorunlar yaşanır ve Hans artan bu sorunları çözmek adına başta COO ve CEO olmak üzere tüm satın-alma, satış ve benzeri Head olan kişilerle bir araya gelirler.Çeşitli diller de geçen toplantı sonunda Hans kendisini çaresiz hisseder ve Ceo ile bir kahve içmek için iş yerinin Terasına çıkar.Toplantı hakkında konuşurlar ve Ceo olan (Ahmet bey olsun ismi) Ahmet Bey Hans ‘a şöyle der: Amacınız Avrupa daki çalışma ortamını buradaki insanlara da sunmak ve insanların işlerin de mutlu olması.Fakat burası Türkiye ve insanlar burada baskı ve korku ile yönetilirler.Aksi takdirde başınıza çıkarlar!

Bu konuşma sonrasında Hans bütün kontrolü ve idealist girişimlerini azaltır ve vaktinden önce ülkesine geri döner.Zaten kuruluş amacı için oradadır.
Kendisi oradan ayrılırken Türk insanlarının anlayışının değişmesi için sorunları ya da süreçleri kişisel almamaları gerektiğini söyler ve bununla uğraşacak kadar genç olmadığını söyleyip gider.

Bu sadece binlerce örnekten birisiydi. Yabancı yatırımcılar en azından ülkemize daha insanca çalışma ortamları yaratabilmek için önemli kaynaklardır.Ama yukarı da verdiğim örnek yabancı yatırımcıların ayak uydurmasına neden olabiliyor.Bu da Türk Yöneticilerin bilerek yaptığı bir şeydir.Çünkü onlar güçleri ellerinde tutmak isterler.Egoları çok yüksektir çünkü.

Neyse lafı çok uzattım.

Kısacası hangi kanalllar üzerinden baskı, korku yayılırsa yayılsın hep bir kurban vardır.Beni ilgilendiren şirketlerin para kazanıp kazanmaması değil.Beni ilgilendiren insanca yaşamak.Beni ilgilendiren insan özgürlüğü.
Fakat devlet ya da özel sektör de hatta günümüz de her alanda indirekt şekilde insanlar korkutulmaktadır ve sonuçlar bireyler için hiç de iç açıcı değildir.

Birimiz patronumuzun boyundurulduğun da psikolojik şiddete uğruyor, bir diğerimiz yazdıklarından ötürü hapihaneler de işlemediği bir suç için sadece düşündüğü ve yazdığı için cezalandırılıyor ya da bir diğerimiz sürgün ediliyor.
Hepimizin ise ortak isteği sadece insan gibi özgürce yaşamak ve yaşatmak.
Ülkemiz için özgürlük diliyorum!

Saygılarımla
Takma isim

Kitap Önerisi

Muhakkak okuyunuz!

pdf kitap

 karakter asinmasi richard sennett

Karakter Aşınması isimli kitabın yazarı Richard Sennett olarak belirtilmiştir. Yeni ekonomik düzenin büyülü sözcüğü “değişim”in doğası nedir, insanlara nasıl yansıyor? Her zaman kısa vadeye endeksli bir ekonomide kişi nasıl kalıcı değer ve hedeflere sahip olabilir? Her an parçalanan veya sürekli yeniden yapılanan kurumlarda, kişi kendi kimliğini ve yaşam öyküsünü nasıl oluşturabilir?

Küreselleşme olgusunu makro düzeyde inceleyen birçok kitap yayımlandığı halde, bu sürecin mikro düzeyi, insan karakteri üzerindeki etkileri pek az incelendi. Richard Sennett, Karakter Aşınmasında bunu yapıyor. Ona göre sermayenin, günümüz ekonomisinin bütün dünyaya yayılmış dalgalı denizlerinde “hızlı kâr”ın dışında başka bir amacı yok; şirketlerini piyasadaki anlık değişimlere müdahale edecek biçimde esnekleştirip, yeniden yapılandırıyor. Kişilerden sürekli kendisini yenilemesini, seyyar olmasını, risk almasını, rekabet becerisini geliştirerek yırtıcı bir karakter edinmesini, takım çalışmasında uyumlu olmasını bekliyor. Ancak eski kapitalizmin rutin ve monoton yapısına karşı savunulan bu politikaya yakından bakıldığı zaman sadece eski iktidar yapılarının rengini değiştirdiği görülüyor.

Çalışanlar için esnekliğin anlamı ise…

View original post 163 kelime daha

Çok Basit aslında!!!!

 

head-30160_640

Hayat çok basit aslında!

Bununla söylemeye çalıştığım şey ,bu basitliğin sadece kimi güçler tarafından maskelenerek zor ve imkansız hale getirildiğidir.Dünyayı ve dünyanın gidişatını anlamak için Atom Mühendisi ya da bir Bilim adamı olmanıza gerek yok.

Anlamanız için sadece fark etmeniz gerekir.

Yaşadığınız Toplumu, dünyayı size verilenleri ve alınanları takip edip anlamaya çalışmanız gerekir.

En önemlisi de verilen hayatı olduğu gibi kabul etmemeniz ve kendi varlığınızı ortaya koyarak yaşamanız gerekir.Tabii en önemlisi de kendi varlığınızdan utanmadan.

Bakıyorum da kimler kimler nerelerde ne işler yapmaktalar.Bu durumlara sinirleniyoruz zaman zaman ve adalet kavramını sorguluyoruz.Oysa Düzen denilen şey doğru olan ya da başarıyı içeren birşey değildir.Düzen ve Gücü elinde bulunduranların %80’i hak etmiyor bulundukları yerleri.Çünkü bu düzen ve dünya adalet, doğruluk,dürüstlük ya da çok çalışma üzerine kurulu değildir.

Peki Neyin üzerine kuruludur?

Okumaya devam et

İş Etiği

 

baby-37770_1280

İş Etiği ve çalışma şekilleri hakkında gün be gün fikirlerim sistem tarafından perçinleniyor ve aklımdan milyonlarca sorular geçiyor.Türkiye de insanların işlerine duydukları saygı ve gösterdikleri sadakat doğrusu midemi bulandırıyor.

Milyonlarca gereksiz ve iş etiğinden bir haber olan insanlar inanılmaz görevlerin başındalar.

İnsan Kaynakları genelde işe aldıkları insanlar tarafından kandırılabileceklerini sürekli vurgulamaktalar ve sanırım bu doğal da.Ama enteresan olan asıl şey nasıl oluyor da bu tür insanlar işlerine devam edebiliyorlar??? Gözlemlerim ve yaşananlara dair tanıklığımla şunu açıkca söyleyebilirim;

Eğer ki bir yerde bir tanıdık vasıtası ile işe alınıyorsa bir insan işden atılma korkusu olmadığından beyni çalışacağına başka yerlerini çalıştırarak farklı metodlara başvurarak işlerine devam ediyorlar.Metodlar ise Gevezelikden, iş zamanında arazi olmaktan , başkalarını taciz etmek gibi yollardan geçiyor. Bu tür insanlarda patronların gözdesi oluyorlar.Çünkü amaç işlerin yolunda ve şeffaf olarak yürümesi değil, amaç insanların kuyusunu kazarak onların yaptıkları üzerinden kendileri başarılı olarak ilan etmektir. Çünkü çalışarak ve adilce hak ederek kazanılacak başarıyı yapabilecek düzeyde değil bu tür insanlar. Ya da niteliksel olarak bu düzeyde olsalar bile “fair” bir şekilde çalışarak kazanma durumu işlerine gelmiyor çünkü bu şekilde herzaman bir risk var olabilir. Herzaman kazanan olabilmek içinde eforu aslında hilekarlık üzerine kurmak ve çalışmadan başkalarını itip kakarak psikolojik tacizle duruma hakim olabilmekteler.Bu çünkü en kesin çözümdür. Riski en az olan yol.

Okumaya devam et

Türk Madame Bovary’lere Mektuplar

Bilmem kaç zamandır iş arıyorum….ve yıkılıyorum.

Tebrik ediyorum tüm Madame Bovary’leri bunun için!

Peki Kimdir bu Madame Bovary’ler???

Madame Bovary aslında Flaubert’e ait bir Şaheserdir. Bu kitaptan sonra Bovarizm akımı oluşmuş ve Psikoloji de tatminsizlik, memnuniyetsizlik anlamına gelen bir rahatsızlık olarak yer almıştır.(bkz.Wikipedia)

Kısacası Kitapta bir insanın duygularının daha doğrusu hastalıklı hırslarının insanları nasıl öldürdüğü anlatılıyor.Buyüzden ben de İnsanlarımız ile bu karakter arasında büyük benzerlikler gördüğüm için kendisini anmak istedim.

Bu Mektubu sizlere neden yazıyorum?

Okumaya devam et

“Histerik İnsan Kaynakları-By the Power of Grayskull.. I have the Power”

eye-catcher-74182_1280

Insan kaynakları,

Human Resources :

Sanırım İşsiz insanlarla uğraşan ve onları iş görüşmelerine çağırıp aşağılamaya çalışan Insan Kaynakları Uzmanları (HR),elemanları , direktörleri genellikle aşağılık kompleksine sahip başarısız insan Toplulukları olarak tanımlanabilir.

Bu Yargıya nereden vardığımı sorarsanız nedenler sunacağım sizlere;

1- Görüşmelerde Profesyonel iş yaşamının dışında kendileri tarafından sizin hakkınızda yaptıkları yorumlar ve yol gösterme mantığı ile bilgiçlik taslamalar,

2- Ukalalık yarışması

3-Saçma sapan oyunlarla sizi tuzağa düşürme çabaları

Bu Akıl Oyunları yüzünden Insan Kaynakları aslında objektif anlamda sizi değerlendiremiyor bile.Sizinle o anda bir elektrik yakalandı yakalandı , ha yakalanamadı vay halinize. Bu demektir ki Çemberin dışında kaldınız !!!

Insan Kaynakları Uzmanları sizin tıpkı yalakalık yapan not dilenen ilkokul çocuklar gibi olmanızı beklerler .

Sürekli el kaldırmanızı sevimli olmanızı gerçek düşüncelerinizi söyleMEMEnizi yalan söylemenizi ve onlarla aralarında sahte bir bağ kurmanızı.Hatta ve hatta yönetilebileceğinizi hissettirmenizi ve aslında biraz salak biraz da safdirik olmanızı.

“Çünkü Güç bizdedir ” sloganı tamamen Insan Kaynakları tarafından üretilmiş bir slogandır “He-Man” tarafından değil.

(Dolayısıyla da Gölgelerin gücü adına neler oluyor demeyi çok isterdim ama zaten herşey apaçık ortada)

Bir de öylesine bir güce sahiptirler ki sizi umutlandırırlar ve bekletirler.En zoruda budur işte.

BEK-LE-MEK!!!

Aslında insan dışı bir davranış!!!Sizin zamanınızı , hayatınızı , duygularınızı hiçe saymaktır bu!Nasıl olsa güç onlarda! Sanki sonradan görme misali bir kök barındırırcasına bunu bir de doğal karşılar bu adını koyamadığımız ve kendilerini birşey sanan IK’CIKLAR.

Komik bir sidik yarıştırma oyunundan başka birşey değildir herşey!

Okumaya devam et

Türkiye de İşverenler için Çalışanların Hayatı çok Ucuz

human-65931_640

 

Bu yıl İşsizlik Rakamı 795 bin kişi artarak 3 milyon 396 bin kişiye yükselirken bu rakamın içinde yer alan insanların hayatları iyice İşverenler  için ucuzlamış durumda.

Ceo’lar , Yöneticiler ve Insan Kaynakları için arada gezen işsiz yığını koca bir hiç’e dönüşürken işsizler onlar için bir basamağa hatta ego tatminine yol açmakta.Çünkü işsiz sayısı çok fazla buyüzden de işsizlerin minnet etmeleri gerektiği düşünülür.

Bu süreci anlatmak için, size örnekler vererek yaşanmışlıklar üzerinden gideceğim:

Günümüzde insanlar iş görüşmelerine gidebilmek için  delicesine paralar harcıyorlar.

İşsiz dediğin ise adından da bilindiği gibi para kazanmayan adam oluyor.

İş verenler işsizi ön görüşmelere çağırırlar (bir iyilik yaparmış gibi ) ve insanları masraflara sokarkar.

Tabiiki Kaz gelecek yerden Tavuk esirgenmez ama insanların Özgeçmişlerine baktığınızda ortalama olarak kişilerin işsizlik sürelerinde yaptıkları ve bekledikleri süreleri analiz etmek zor olmasa gerek dolayısıyla da işverenler veya IK için İşsizlere yapılan eziyetleri hesaplamaları gerek. (IK bu konuda uzman birim olmalı)

Okumaya devam et